Başarmak. Güçlü olmak. Çabalamak. Uzun zamandır hayatımda olan eylemlerdi. Bir anda hiç olmamışlarcasına kayboldular. Umut ettiğim, hayal ettiğim, beklediğim, düşlediğim her şey puf diye yok oldu. Keşfettiğimi düşündüğüm özüm derinlere gömüldü.
Düşünmek, düşünmek için plan yapmak, plan yapmak için zaman yaratmaya çalışmak. Her şey birbirine karıştı. Bunların başıma geleceğinden adım gibi emindim. Bir şeylerin bitmesinden de bu yüzden hoşlanmıyorum zaten. Zorla kurduğum düzenim dağılıyor ve tekrar kısır bir döngü içinde debelenip duruyorum ve yeni bir düzen kurmaya çalışıyorum. En kötüsü de kendimi tanıyor olmam. Kendimi çok iyi tanıyorum. Kendimi tanıdığım için de önceden vereceğim tepkiler konusunda erkenden kaygılanmaya başlıyorum. Kaygılarını kontrol etmek konusunda insanlara yardım edecek kişi olduğumu düşünürsek ortada ciddi bir ironi var. Resmen tepeden tırnağa, varlığımla ironi ne demek gösterebilirim.
Hep bir düşüşüm vardır benim. Bazen saatler, bazen günler, bazen de haftalarca sürer bu. Sonra kendimi toparlarım. Yine aynısı olacak biliyorum. Yine başaracağım. Ama başarmak için ilk adımı atma süreci benim için tam bir eziyet. Şu an da bu eziyeti çekiyorum. Sanırım bunları yazdığım zaman düşüncelerimi toparlamak daha kolay oluyor. Hepsini bir arada görebiliyorum. Bu yaklaşık 10 senedir böyle. 14 yaşımdan beri ne zaman köşeye sıkışsam yazıyorum. Yazdıklarımı siliyorum. Bazen saklıyorum. Bu hep böyle gidecek gibi.
Bir gün anlattıklarımı dinleyecek, yazdıklarımı okuyacak, beni anlayacak insanlarla buluşacağım. Hep özlemini çektiğim o insanlara ulaşacağım. Kendime olan inancımı tekrar kazanacağım. Sanırım bir insanı bitiren en büyük etken kendine olan inancını kaybetmesidir. Bununla gelen üşengeçliği birde. Üşengeç bir insan oldum. İnançsız bir insan. Başarısız olmaktan korktuğu için kaçan bir insan. Hepsi geçecek. Her şey düzelecek. Ama düzelene dek ben sancılar içinde kıvranmaya devam edeceğim. Bir daha ki yazım da umarım normale dönmüş olurum.