1 Aralık 2016 Perşembe

Duygular ve İnsanlar

Veda etmek ne kadar tuhafsa, veda ettiğimiz şeyleri özlemek de o kadar tuhaf. Bir insan her gün her saat veda ettiği şeyi özleyebilir mi? Evet, özleyebilir. Hiçbir duygu bizi öldürmez ama. Hiçbirinin öyle olağanüstü bir gücü yok. Ve bizim de süper güçlerimiz yok. Mükemmel olmak zorunda değiliz.

Aklıma bir distopya geldi. İnsanların duygularından kaçtığı bir dünya düşünelim. Bazı duyguların insanları öldürdüğü bir dünyadan. Sanırım benim uzun zamandır düşündüğüm distopyam buymuş. Aşk, özlem, mutluluk ya da üzüntü gibi tüm insani duygulardan kaçmamız gereken bir dünya. Hissettiğimiz an yok oluyormuşuz mesela. Ne kadar yorucu olurdu değil mi? En azından özgürce hissedebildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Ya da gerçekten yaşıyor muyuz?

Erkekler ağlamaktan korkuyorlar. Kadınlar sevdiklerini söylemekten. Çocuklar korktukları şeyleri saklıyorlar. Duygularımızı gerçekten özgürce yaşıyor muyuz?  Bunlar benimde cevaplayamadığım sorular. Hiçbir duygu insanı öldürmez. En azından dayanılmaz noktaya gelip kendimizi öldürmezsek.

Duygu nedir? Duygu insanın iç dünyasında hissettiğini dışarıya yansıtmasıdır. His nedir? Duygudur. Sanırım duyguyu soyut kelimeler kategorisinde değerlendirmemizin en büyük nedeni tam olarak tanımlanamamasından kaynaklanıyor.
Bana göre duygu; insanın bir nesneye, bir insana, bir olaya karşı verdiği içsel bir tepkidir. Bu tepkiler bizi nasıl oluyor da uçuruma sürüklüyor? Olaya bilimsel bakamayacağım şu an. Her şeye bilimsel bakınca sıkılıyorum artık. Asla sınırımızı bilmiyoruz. Kendimizi kontrol etmekten aciziz. Peki kendimizi kontrol etmek zorunda mıyız? Aslında hayır. Ben her zaman insanın cesur olması gerektiğine inanıyorum. Korkular bizi sadece durdurur. Dışarı vuramadıklarımız bizi daha da dibe çeker. Gördüğümüz gibi iki ucu boklu değnek gibi bir durum söz konusu.

Bu kız ne demek istiyor?
Duygular tehlikelidir. Bize ummadığımız şeyler yaptırır. Kabul. Ama duygularımızdan kaçmak bizi öldürmesede mahveder. Sanırım bu hayatta yaşadığım hiçbir şeyden pişman değilim. Olmadım, olmayacağım. Hepsini kendi sorumluluğumla yaptım, her duygumu çılgınlar gibi yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum tek bir şey var ama; asla beni ele geçirmelerine, hayatımı mahvetmelerine artık izin vermiyorum. Günlük işlerimi yapıyorum, hayatıma devam ediyorum, ağlamam gerekse işim yokken ağlıyorum, özlemem gerekse bunu kendimi engellemeden yapıyorum. Bir şeye bağlanmaktan korkmayın derim hep. En kötü ne olabilir? Üzülür, kahrolur, hayatınızın bir dönemini korkunç diye nitelendirecek şeyler yaşarsınız. Sonra geçer. Beynimiz bunun için planlanmış zaten. Bilimsel açıklamalar yapmak geldi içimden yine ama yapmayacağım, istemiyorum.

Özgür olalım. Duygularımıza toplumsal roller yüklemeyelim. Kendimizi ayrıştırmayalım. Pişman olmayalım. Her gün mutlu olmayalım. Arada melankolik olalım. Arabesk dinleyip, sigara içip dibe düşelim. Ne kaybederiz? İnsanlık bu değil mi zaten? İnsan olduğumuzu insan gibi yaşayıp öğrenelim.

Duygularımızla yüzleştiğimiz, onlardan korkmadığımız güzel günlerimiz olsun.