24 Ağustos 2016 Çarşamba


İnsanlar var olduğu günden bu yana; hatta hayvanlar yaratıldığından beri ve belki uzaylılar ve diğer varlıklar için de "veda etmek" çok zor bir eylem oldu.

Ve bizler bazı olayları olduğundan daha dramatik bir hale sokmayı sevdik.  Çünkü hepimizin içinde yaşayan birer melankolik yan kuruluş mevcut.

Ayrılık kavramı ise veda etmeyi becerenler için bir alternatif devamlılık niteliği taşıyordu.

Bu kavramların benim için anlam ve önemine değindikten sonra varmam gereken nokta için bir başlangıç yapmalıyım sanırım. Kendimden ve duygularımdan bahsetmem gerekiyor. 

Yazarken ne durumda olduğumu betimlemek istiyorum. Unutmamak için. Arka fonda çalan Bülent Ortaçgil'in şarkıları beni üzüyor. Bir kanepenin üzerinde bağdaş kurmuş oturuyorum. Bilgisayarım kucağımda. Gözlüklerim gözümde. Sakin kalmayı başarırsam yazıyı tamamlayacağıma inanıyorum şu an.

Ben vedalardan nefret ederim. Ayrılıklar beni bir matemin içine sürükler. Ve olayları dramatik olarak yaşarken haz aldığımı kimseden saklayacak değilim. Bağlandığım şeylerden; bir insan, bir bina, bir şarkı veya bir yemek; ayrılmak, onlarla vedalaşmak başa çıkabildiğim bir olgu olmaktan çok uzakta. 

En kötüsü aniden olan şeylerdir. Hazır değilsinizdir. Beklemiyorsunuzdur. Belirsizlikle birlikte bir banka oturmuş neler olacak diye merak ediyorsunuzdur. Ve belirsizlik insanı anksiyeteye sürükleyen temel durumlardan biridir. Kendimizi hazırlama şansımız olduğunda yine zordur ama en azından neyle baş başa kalacağımızı biliriz.

Senelerce mezun olma fikrinden zihnimi uzak tuttum. Sorumluluklarımın artması, arkadaşlı ailemden ayrılmak, yaşadığım yerden ayrılmak ve belirsizlikler falan işte. "Ayrılmak" fiiline dikkat çekmek istiyorum. İnsan ayrılıklardan, alıştığı şeylerden kopmaktan, uzaklaşmaktan, yeni başlangıçlar yapmaktan korkar. Ve korktuğumuz şeyler bizim peşimizi bırakmaz.

 Her son bir başlangıç değildir. Her son peşinden acılar getirir. 

Şimdi hazır olmadığım bir vedanın, birçok ayrılığın bana getirdiği acıyla baş etmeye çalışıyorum. Zar zor veda ettiğim insanların, binaların yeniden peydah olmasını engellemeye çalışıyorum. Şimdilerde alışmaya, direnmeye ve güçlü kalmaya çalışıyorum.

Siz düştüğünüzde sizi ayağa kaldıran insanlar da sizinle aynı durumdaysa baş etmek daha karmaşık hale geliyor. Birbirinizden uzak noktalara, istemeden, beklemediğiniz bir anda düşmek sindirmesi epey zor bir durum oluyor.

İnsanlar seveceğiz, binalar seveceğiz, şarkılar seveceğiz ve bir gün hepsine veda etmek zorunda kalacağız. Vedalar, ayrılıklar hiç kolay olmayacak ama alışacağız. Çünkü hayat ayrılıklarla ve acılarla baş etmemiz gereken, baş ettiğimiz kadar yaşayabildiğimiz bir yığın değil mi zaten?

Acımızı yaşayalım, vedaları sevmeyelim, alışmaya çalışalım ve hayatta kalmak için mücadele edelim. 

5 Ağustos 2016 Cuma

İnsan Olabilme Meselesi

15 gün olmuş. Doğrusu hatırlamakta güçlük çekiyorum. 65 bin  kişi gibi benim içinde sancılı, yıpratıcı ve üzücü bir süreç oldu. Daha eğlenceli şeyler yazmak istiyordum aslında ama hayatımın gidişatını değiştiren bir durum söz konusuyken havadan sudan yazmak pek mümkün olmuyor.

Öyle karışık, yoğun, kırıcı, acılı günler geçti ki okuldan ayrılacağım için üzülemedim bile. Birkaç tip insandan nefret ederim. Bu insanların başında ise, her şeyi mantık yoluyla çözümlemeye çalışan; donuk olma gayreti gösteren; sürekli eleştiren; duygularını bastıran cağnım insanlar geliyor. Gerçekten bu özelliklerin tek bir insanda toplandığını görmeniz mümkün. Çünkü çağımızın en prototipik bireylerinden bir tanesine örnek gösterdim. Ve şu sıralar üzülmek istediğim, acımı yaşamak istediğim için çevremde bu mükemmel karışımı görmek istemiyorum. Sesinizi keserseniz çok mutlu olacağım.

Noş bu yazıyı dallandırıp budaklandıracak, uzattıkça uzatacak.

 Düşünün; 23 yaşındasınız. Lisans eğitiminizi kendinize göre başarılı bir şekilde sürdürüyorsunuz, akademik çalışmanıza başlamışsınız( ilk bireysel ve bilimsel araştırmama başlamıştım.), kurulu düzeniniz, planlarınız, hayalleriniz her şey olduğunuz yere göre şekillenmiş falan filan işte. Bakın herkes emek veriyor. Ama ben bu yola baş koydum. Gönlümü verdim. Ben yapacağım işe aşığım. Son sınıfa geçmişim. Yök'ün kılavuzunda yer alan bir üniversitede okuyorum. Her şey yolunda giderken; birden alt üst oluyor. Ve ben ağladığım için ve ben üzüldüğüm için, "O kadar insan öldü, senin okulun kapanmış çok mu?" Sorusuna hem yakın çevremde, hem sosyal medyada tanımadığım insanlar tarafından maruz bırakıldım. Bu tip bir sorunun ne kadar aşağılayıcı olduğunu anlamak için sanırım farkındalığınız yüksek olmalı. Arkadaşım; bir okulun kapanmasını ve bir insanın ölmesini aynı kefeye koyan aklınıza tüküreyim. Ben onları kıyaslamaya bile girişmem. O kadar apayrı durumlardan bahsediyoruz ki... Keşke o insanlardaki güç bende de olsaydı. Keşke o cesareti, o iman gücünü taşıyabilseydim. Bu tarz ithamlar sadece beni daha çok üzülmeye teşvik ediyor. İnsanları anlamak her geçen gün zorlaşıyor. Pek tabii kendini anlatmakta.

Her zaman savunduğum bir şey vardır, "İnsanlar karşılaştıkları zorluklarla baş edebilecek kadar güçlüdür. Daha fazlası ya da daha azı için değil." Gerçekten bu böyle. İnsanların algısı, içinde bulunduğu duruma vereceği tepkinin şekillenmesini sağlıyor. Çünkü insanız, farklıyız, eşsiziz.


Eğer 15 gündür yaşadıklarıma gelirsek; dediğim gibi genel anlamda çok zor bir dönemdi. İnsanları sevmenin her geçen gün ne kadar zorlaştığını ve zorlaşacağını, insanların acımasızlığını, damgalamaya olan eğilimini, kabalığını, kibirliliğini gördüm. İlişkiniz ve bağlantınız olmayan bir durumla yaftalanmak ne demek onu gördüm. Vazgeçme noktasına geldim. Her gün her saat ağladığım için kendimi tükenmiş hissettim. Okulu bırakacağım, yansın yaptığım her şey dedim. Şimdi bu yazıyı yazarken öyle güçlüyüm ki. Gelecek nesiller benim hocalık yapacağım, sevgi dolu sıralardan geçmeli. Ben bu yola baş koydum derken ciddiydim. 3 senelik Psikoloji eğitimimde bana ne çok şey vermiş benim canım hocalarım. En önemlisi de vicdan duygumu pekiştirmeme vesile olmuş olmaları. Allah herkese vicdan ve merhamet nasib etsin. Vicdansızlıklar karşısında güçlü durmak inanın çok zor oluyor. Vicdan hem başkalarını sevenize, hem kendinizi sevmenize ön ayak oluyor. Şimdi, şu an ve gelecek günlerde de kendimi sevmeye devam edeceğim.

Bu dönemde şöyle bir şey oldu; İstanbul Üniversite'sine yerleştirildik. Üniversite öğrencileri haklı olarak ses çıkarmalıydılar. Kazanılmamış bir hakkı ben hiçbir zaman istemedim, istemem de. Fakat karşılaştığımız üslup ve ithamlar yenilir yutulur cinsten değildi. Okudukça ağladım, üzüldüm. İnsan hakkını savunmalı ama mağdurlar karşısında değil. Mağdur edenlerin karşısına geçerek, edep çerçevesi içinde savunmalı. Suriyeli kardeşlerimiz için defolup gitsin diyen insanlardan, Türkiye'deki kardeşlerine kucak açmasını beklemek aptallıkmış. İnsanlıkları çözdükleri sorulardaymış. İnsanlıklarını unutmuşlar. Kindar değilim. Ama bize sarf ettikleri sözleri unutmayacağım. Hatırladıkça onlara benzemeyen insanlar yetiştirmek için çabalayacağım. Allah'ın adaletine inanıyor, güveniyor ve hesap gününün geleceğini biliyoruz. O gün geldiğinde Allah sizlere merhametiyle muamele etsin.

Son olarak şu an okulsuzuz. Tercih yapacağız ve ösys puanımızla yeniden bir okula yerleştirileceğiz. Hakkımızda hayırlısı olsun diyor. Bugünlerin hayırlısıyla geçmesini ve güzel günlerin herkes için bir an önce gelmesini umuyorum.

Sevgiyle kalalım.